• bugün (1)
  1. akşamın acı su karanlığı içinden
    soğuk kadife teması yalnızlığın
    şuh bir kahkaha balkonun birinden
    gizli işareti midir bir başlangıcın

    sevmek için geç ölmek için erken

    başbaşa çay elele yürümek derken
    boğaz vapurları mı iskele sancak
    telefonda kaybolmak sesini beklerken
    insan insanı yeniler doğrudur ancak

    sevmek için geç ölmek için erken

    içimdeki gökkuşağı besbelli neden
    bulutların içinden kuşlar yağıyor
    bir şiire başlarsın birini bitirmeden
    hiç kimse gözlerine inanamıyor

    sevmek için geç ölmek için erken

    sevmek sevildiğini bile farketmeden
    yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi
    sevmek zehir zemberek ve yürekten
    gecikerek de olsa vuruşur gibi

    sevmek için geç ölmek için erken

    Attila ilhan
  2. hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
    bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
    koşar gibi yürüyüşün
    karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün

    hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
    uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatin
    karanlık boşluklarında akıp giderken zaman

    adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
    seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
    gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
    koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
    ve sonra her zaman her ölümlüye
    aynı şartlar altında kısmet olmayan
    gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda

    hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
    sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın

    attila ilhan
  3. Bu kez biraz uzun sürdü bu keder
    içime ağır bir taş gibi takılıp kaldı
    Acı, takunyalar giyerek yürürdü yüreğimde
    Sevincinse tüyden ayakları vardı.

    Ve sorularım ne çoktu benim
    Ellerim her taşın altını kuşkuyla aralardı
    inanmaz olurdum kimi, göğün mavi, yaprağın yeşil olduğuna
    Gözlerim her renkte saklı bir karayı arardı.

    Bu kez biraz uzun sürdü bu keder
    Kollarımı iki yana açıp, dansetmek istiyorum
    Mutlu olmak istiyorum, ey kuşlar, ey çiçekler!

    Ahmet Erhan

    https://youtu.be/0m3DbNUeNow?si=Uq_ZRMC_SwlxS6GD

    Şiir dinlediğim vakitler vardı. Bu şiirden sonra dinlemeyi bırakmıştım. Bu şiir kadar beni üzen başka bir şiir olmadı. Okuduğumda ve dinlediğimde hakikaten bu kez biraz uzun sürdü bu keder diyorum. Milattan önceki şiirler, herkesin bir miladı vardır. Sevdiğim başka şiirler de var ama paylaşacağım son şiir bu olsun. Miladımın öncesini ve sonrasını hatırlatan uzur süren kederim. "Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim! "
  4. Hayır hayır hayır hayır
    Duymak istemiyorum artık tek sözcük bile
    Niye ben, neden, böyle mi olmalıydı
    Aklımı her hafta temizleyiciye vermek
    Aç karnına yuvarlamak binlerce birayı
    Niye ellerim ceplerimde hala
    Niye bir yumruk durumunda değil
    Dünyada bir tek insanın bile
    Kuracağı bir şeyler vardır
    Hayır yaşam hayır ölüm hayır su hayır toprak
    Hayır hayır hayır hayır
    Çok mürekkep yaladım
    ama tükürüyorum burada hepsini

    Bütün sözcüklerini
    Okuduğum kitapların
    Yazdıklarımınsa arasından bilmem ne kalır
    Aynalarda her sabah her sabah
    O cam kırıklarından oluşmuş yüzü görmekten bıktım
    Hiç değilse elişi kağıtlarım olsaydı
    ipsiz uçurtmalarım
    Göğe fırlatılan bir naylon tabak gibiyim
    Ve kendi kollarıma atılıyorum her keresinde
    Hayır yalnızlık hayır kimsesizlik hayır sıla hayır gurbet
    Hayır hayır hayır hayır

    Ahmet Erhan
  5. ekmek istedik kadın istedik tanrı istedik
    ve oturup ağladık niye
    ve niye hiç görmemiş gibi sanki
    oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
    ona şaşıyorum biz sanki hiç ekmek görmedik
    yemek için
    hadi hiç görmedik diyelim / çok doğru /
    sanki hiçbir şey de mi yemedik

    Arkadaş
  6. Sevgi: tragedyanın kaynağı yaşamın kökeni insanı
    Var kılan umut
    Ah nasıl ayrılır aşk ve dostluk birbirinden
    Can canı sever ötesi yok bunun çocuk
    Ölümü ve ölümün ölümsüzlüğünü
    Sevgiyi ve sevginin ölümsüzlüğünü
    Ah elbette aşktır dostluğu mayalayan
    Ama kim anlatabilir bu parmak çocuğa
    Bir dostla bir sevgili arasındaki ayrımı
    Hayır’lara evet’lerle direten
    Çirkini öptüren kötüyü sevdiren
    Aşkı sevgiliyle değil kendinle yorumla
    Kim ki kendini açığa komaktan korkmaz
    O saygın bir insandır
    Herkes kendi yorumunun cellatıdır biraz da
    Böylece lady chatterley de sevilir giovanni de
    Böylece lady chatterley ve giovanninin sevgilisi de
    Elbette her aşk yalnızca kendine sorumludur
    Ama elbette her aşk kendine sorumlu
    olunca
    bir gün aşk da ölür

    Arkadaş
  7. susmanın su kenarındayız bugün
    ne kadar sevgiyle konuşsak -konuşuyoruz da-
    korkuyoruz gözgöze gelince hilmi bey
    korkuyoruz
    sanki gözler rakiptir de birbirine -öyle değil mi-
    ve bir yokuştan iner gibi oluyoruz
    bir yokuştan bir yokuşa sürekli
    - nereye?
    - bilmem ki

    ellerimizde alkol sesleri, saçlarımızda
    alkol sesleri
    dağlarımızda, içdenizlerimizde
    ve günler günlerin içinde öyle yavaş ki
    yerine saplanıyor bir sürahi
    pencereler şaşkın
    perdeler bir uzak yol kadar uzun
    ve balkon
    kendi dudaklarında şimdi
    donmuş bir tavus kuşu
    bir tavus kuşu yontusu belki
    ne tuhaf
    demin de aşağıdan bir bando geçti
    sormak isterdim sana
    bir bando şefinin hüznü nedir hilmi bey
    bir bando şefinin uykusu
    nasıl bir uykudur ki hilmi bey
    ne kötü
    elimde bir çiçekle yaz geçti.
    ve bugün
    çepçevre oturduk masanın başına gene
    bezik oynadık hilmi bey -her gün oynuyoruz ya-
    giysisiz, sadece kombinezonlarımızla -öyle işte-

    Edip
  8. suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi
    günler -seni anımsadığım zaman-
    birden kurtuluş’tan taksim’e giden bir tramvay görüntüsü
    mavi bir elektrik çakımı tellerde
    sanki kar yağıyor da sürekli, tepebaşı’ndayız
    karlar gıcırdıyor ayaklarının altında
    besbelli gümüşsuyu’ndayız. rus lokantasındayız
    -ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz-
    şarap içmişiz, üşüyoruz
    ikimiz ikimiz ikimiz
    böyle birkaç defa ikimiz
    sonra ki bir fotoğrafa dönüşüyor her şey
    nasılsa
    sarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafa
    sahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben
    üşümüyorum da
    bende herkes var, diyen bir kızın titrek
    sesleri dökülüyor kucağıma
    dudaklarım kan mavisi bugün.

    Edip
  9. Çocuk yavaş yavaş uzaklaştı yusufçuklar sokağından.
    Kendi yükümü bağlayıp,
    Hafif hayallerin şehrinden çıktım,
    Yüreğim yusufçuk gurbetiyle dolu.

    Ben dünya misafirliğine gittim.
    Ben sıkıntı ovasına,
    Ben irfan bağına,
    Ben bilim ışığının balkonuna gittim.
    Dinin basamaklarını çıktım.

    Şüphe sokağının sonuna kadar,
    Gönül doygunluğunun serin havasına,
    Islak sevda akşdıbına kadar.
    Ben birini görmeye gittim,
    Aşkın öbür ucuna
    Gittim, gittim kadına kadar,
    Lezzet ışığına kadar,
    Tutkunun sessizliğine,
    Yalnızlığın kanat sesine kadar.

    Sohrab Sepehri
  10. Benim acımı şimdi en çok sen anlarsın
    Açıkta kalmış iki yarayız ayrıldık
    Nefret ettiklerimiz bile dokunaklı Sevmiyorum sözleri aşk itirafı

    Bırak artık yakamı terk edelim birbirimizi
    Şaka değil, işte buramdan taşıyor nefretim
    Tek ve yalnız olan nasıl ayrılsın parçalansın
    Ne ki aşk dediğin öfkeyle var göreceksin
    Aynı tohum ikisinde rengi farklı çiçeğin
    En çok söylenmeyen acıtır anladım

    Şu dünyanın içine dalamadık birlikte
    Sözün sonunu bulmadık, konuşmadık
    Sarılmadık birbirimize bir ve aynıydık
    Hiç olmadı bir bahçemiz sere serpe
    Açıkta kalmış iki yaraydık, karşılaştık
    Tuttuk kendimizi o yaradan kapattık
    Silinmiş yol izi mi attığımız her adım
    En çok söylenmeyen acıtır anladım

    Senden ne kaldı geriye işte birden yaşlandım
    Tam kapıyı açacaktım korkusuz bir adam ve karanlık
    Birdenbire aynada oldu bu ve o büyük korku
    Ben kendime böyle ne yaptım tanrım
    En çok söylenmeyen acıtır anladım

    Ey örtüsü bin yerinden parçalanmış gece
    Ve kavuşmayan gündüz, sense dilimde
    Birbirinize en yakın durduğunuz yerde
    Söylenmeyen ne varsa çekmeden dibe
    Sar günleri geceleri sar geri tanrım
    En çok söylenmeyen acıtır anladım


    Cevdet Karal