celile targan
birinci nesil ogul71entry
34başlık
-
sözlük yazarlarının en sevdiği şiirler
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatin
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman
adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
aynı şartlar altında kısmet olmayan
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın
attila ilhan -
tomris uyar
bu güne dek nasıl oldu da ondan tek bir hikaye okumadım hayret. geçenlerde porfiri petrovic'in tavsiyesi üzerine yaza yolculuk kitabını okudum. dilini müthiş sevdim diyemem ama hayatın yaşarken dikkat etmediğimiz yanlarını güzel anlatmış bence. yalnızca ikinci yeni'nin gelini diye akıllarda yer edinmesi hoş değil yani. kitaptaki hikayelerden birinden cümleler bırakmak istiyorum.
"onu savdıktan sonra, hayır, diye düşündüm. kentten yükselen faiz kokusu da değil bu; mutlaka benimle, benim bedenimle ilgili bir şey. neden olmasın? yıllardır, caddelerine, ara sokaklarına, insanlarına, odalarına, meyhanelerine, sinemalarına, kedilerine, denizine, sizlerine gittikçe yabancı düştüğüm bu ihtiyar kentle birlikte çürüyor olamaz mıydım?" -
fakültede kimsenin birbirine selam vermemesi
ne denir ki gençler adabı muaşeretten bihaber azizim!
-
vefa bozacısı
şimdilerde şıra içip ferahladığım yer. son gidişimde artık dondurma sattıklarını gördüm, yakıştıramadım.
-
hikayesi olan şarkılar
rüştü şardağ bir akşamüstü fehmi tokay'ı ziyarete gidiyor. fehmi bey kapıyı açıyor ama evden çıkmak üzere hazırlandığını görünce rüştü bey mahcup oluyor. eski istanbul'da türk müziği fasılları evlerde, konaklarda ve şehrin ileri gelenlerinin belirlediği mekanlarda yapılırmış, fehmi bey de böyle bir toplanmaya gitmek üzere hazırlanmış. bu rastlantı üzerine rüştü şardağ'ı da ısrar kıyamet davet ediyor. musıkî başlamadan önce misafirlere enfes yemekler, tatlılar ve nihayet kahveler ikram edilirmiş. bir osmanlı geleneği olarak kahvelerin dağıtımına evin hanımı nezaret edermiş. o gece gittikleri evin hanımını pek hoş, pek latif bulmuş rüştü şardağ. ondan mülhem şu şiiri yazıvermiş:
"benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım
bakışından süzülen arzuna kurban olayım
lûtfuna ermek için söyle perişan olayım
hüsnüne ermek için söyle perişan olayım"
fehmi bey de şiiri bestelemiş. fakat "arzu" kelimesi pek şuh duyulmuş olacak ki "işve" ile değiştirilip okunmuş. alışık olduğumuz üzre müzeyyen senar'dan değil, orijinal besteye sadık okuyuşuyla bekir sıtkı'dan dinliyelim bu defa.
https://youtu.be/ci2pe08q61M?si=SS4gUrEVFTJBcxxE -
nerde o eski ramazanlar
Bu yıl bu klişeye düşmekten başka çaremiz kalmadı, kışın ramazan mı olurmuş canım!
https://youtu.be/_4-p-TvY9GQ?si=2_ZiRawsf4r76NY7 -
alemdağda var bir yılan
varlık yayınları tarafından 1954'te yapılan ilk baskıda kitabın adı "alemdağında var bir yılan"dır. sait faik bu duruma çok sinirlenir, çünkü onun teslim ettiği dosyanın kapağında "alemdağ'da var bir yılan" yazıyordur. bu yanlışın yayınevine ait olduğunu söyleyip leyla erbil'e dert yanar. kitabın adı ikinci baskıda düzeltilmiştir.
sait faik'in öykücülüğünde büyülü gerçeklik etkisinin görüldüğü bu kitap, sanıyorum onun en güzel hikayelerini barındırıyor. bana göre diğer kitaplarından ayrı bir yerde durması öykülerine büyülü gerçekliğin bulanmasından ziyade başka bir şey. o vakte değin yazdıklarından izler taşıyan, ona aşina okuyucuların içine daldığı ortak bir rüya bence.
"günlerden pazartesi. yine vapurun alt kamarasındayım. yine hava karlı. yine istanbul çirkin. istanbul mu? istanbul çirkin şehir. pis şehir. hele yağmurlu günlerinde. başka günler güzel mi, değil; güzel değil. başka günler de köprüsü balgamlıdır. yan sokakları çamurludur, molozludur. geceleri kusmukludur. evler güneşe sırtını çevirmiştir. sokaklar dardır. esnafı gaddardır. zengini lakayttır. insanlar her yerde böyle. yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile.
yalnızlık dünyayı doldurmuş. sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor." -
korsan kitap
eskiden hiç olmazsa bandrolünden anlardık, şimdilerde onu bile taklit ediyorlar. sahaftan yamru yumru bir kitap almışım, içime bir şüphe düştü "yoksa?" demeye kalmadan korsan olduğunu anladım. demem o ki oruçluyken kitap almayın.
- internette rastgelinen muhteşem videolar
-
türkiyede kamusal heykelcilik
araştırmaya değer bulduğum bir konu fakat pek bilgim yok. cumhuriyetle birlikte meydanlarda sık sık rastladığımız kamusal heykelciliğin akepe iktidarında geldiği durum ortada. araştırmalarım sonucunda girdiyi düzenleyeceğim.
-
fleetwood mac
bir şarkı da ben ekliyeyim madem
https://youtu.be/5oWyMakvQew?si=pLirSBEIzbNVvO-3 -
fikret mualla
kadiköy'de bir sokak tabelasında görüp tanıdğım ressamımız. resimde ilginç bir tarza sahip olan ve ütrkiye'de yaşamıyan fikret mualla, bir rivayete göre picasso ilen tanışmıştır. fikret mualla bir gün göl kenarında resim yaparken biri gelip "bu resim bitmiş" deyince "nasıl?!" diyor fikret mualla teoman gibi. kaderin cilvesine bakın ki bu hadsiz bizim picasso değil miymiş? fikret inanmıyor tabii bu işe, o zamanlar fotoğraf da yok çok garip yahu, ben olsam ben de inanmazdım. neyse picasso diyor ki "atölyeme gidelim gel" gidiyorlar atölyeye, fikret şaşırıyor tabii. birbirlerine resimlerinden birini hediye ediyorlar. bir rivayete göre fikret mualla, picasso'nun ona hediye ettiği resmi satıp içecek(sarhoş eden) ve yiyecek(karın doyuran) alıyor. yahu sen alkolik divan edebiyatı şairleri gibi padişahın ihsanlarını satıp içki alamaya utanmıyor musun demeyin. çok yokluk çekmiş fikret mualla. sanatçılık zor zenaat şekerim.
-
bedri rahmi
sitem
Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.
Yar yar!
Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yar yar!
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var -
fenerbahçe
@1 belki biraz da nazım hikmet'in fenerbahçe hakkındaki yazısından sebeptir porfiri:
"fenere kanımın kaynaması başka sebepten... fener'in taraftarı, galatasaray'ın balosu müsameresi çoktur"
https://x.com/emreucarinx.../2013544586040213705?s=20 -
darülfünun yemekhanesi
maalesef böyle bir yer bulunmamaktadır. üniversitenin yemekhane hizmetinden faydalanmak istiyenler, fakülte dışındaki yemekhaneleri tercih etmekle yükümlüdür.
-
fakülte tuvaletleri
darülfünun'un tarihi dokusunu en iyi gözlemleyebileceğiniz yerlerdir. buralarda peçete bulursanız şanslı gününüzdesiniz demektir.
-
fakülte kantini
sadece kredi kartıyla ödeme yapabileceğiniz yer. bu da fakültenin fazla sakin sakinleri tarafından hemen uyum sağlanan bir başka dayatma. kartınızı kaybettiniz ya da banka hesabınızda paranız kalmadı mı? kantinden hiçbir şey alamazsınız. "e bankamatik yok mu kardeşim bu fakültede" diyecek olursanız "paranızı bozuk bankamatiklere kaptırmayın" derim.
-
darülfünun kütüphanesi
işbilmezlerin istihdam edildiği kurumlaşmış kurum. önceleri akşam saatlerinde açık tutulan kütüphanemiz, hiç kimseye haber verilmeden öğle saatlerine kadar açık tutulmaya başlandı. kütüphanenin açık olduğu saat aralığına itiraz edip dekanlıkla konuşan arkadaşlarımız ciddiye alınmadı, onlara alternatif kütüphane önerilerinde bulunurlarken fakültenin itibarı ve kütüphanenin önemi hakkında düşünmemiş memurlar karar mercii sayıldı. kitap okumaktan aciz ahmak yönetime karşı durmayıp "kapatıyoruz" deyince kalkan giden sürüye dün kütüphane kapanış saatinden on beş dakika önce çıkış yapmaları emredildi. emre itaatle sürüleşen fakültenin oldukça sakin sakinleri buna da itiraz etmedi. itiraz edenler yine ciddiye alınmadı. yakında hiç açmayacaklarını düşündüğüm darülfünun kütüphanesini ziyaret etmek isterseniz elinizi çabuk tutmanızı tavsiye ederim.
-
erkin koray
Türk müziğinin binbir türünü denemiş sanatçı."Yahu şöyle bir şarkı yapsa nasıl olurdu acaba?" Diye soracak olursanız diskografisine bakın, muhakkak kendi tarzıyla yapmıştır. Son dönemlerinde arabesk esintileri artan sanatçımız, arabesk sevmeyeni bile yakalayacak kadar mahirdir. iki sene önce bu zamanlarda keşfettiğim şarkısı en iyim olmaya adaydır
https://youtu.be/bye0qu2Fk6U?si=rsu89d_sao5Ri1Q2 -
gömlek
Türkülerimizde kendine sıkça yer bulan "göynek", halk edebiyatında aşıkların kavuşmasına engel teşkil eden nesnedir aynı zamanda. Bu sebepten sevgilinin gömlek düğmeleriyle ozanların derdi çoktur.
-
yalan
"Göz korkunç bir şahit, değil mi? Yahut korkunç ayna. Her şeyi ifşa ediyorlar. Hele hislerimizi gizlemek isteyince bakışlarımız nasıl değişir?" Tanpınar'ın Yaz yağmuru öyküsünden Shakespeare diyaloğu gibi hissettiren bu kesit okuduğumdan beri şu şarkıyı çağrıştırıyor. Hayat çağrışımlardan mı ibaret?
https://youtu.be/9CbTPy_kWWA?si=fx7HljoD47swQ-3P -
meddah meddahlık
"hak dostum hak! isim isme, kisb kisbe, semt semte benzer, geçmiş zaman söylenir, yalan gerçek dinlenir, vakit geçer."
sözü ilen başlar. münir özkul'dan pek keyifle dinlenir.
"efendim bu bir kıssadır. bir mecmua kenarına kaydetmişler, biz de gördük, söyledik." diyerek sona erer.
pek kadim bir gelenek olan meddah geleneğinin günümüzde bir temsilcisi var mı bilmiyorum. sanırım ferhan şensoy ilen sona erdi. hepsinin ruhu şad olsun. -
saat tıkırtısı
köy evinin hiç eksilmeyen sesi. hayatımda hiç bu kadar gürltülü bir akrep yelkovan müsabakasına şahit olmadım. bazı geceler uyumak için saatin olmadığı bir odaya geçmek isterdim. zamanın bu kadar hızlı aktığını bilmek o zamanlar korkutuyordu beni, şimdiyse üzüyor.
-
iftar sonrası çöken ağırlık
@2 talihsiz bir açıklama... dünya hassas mideler için de cehennemdir.
-
sözlük yazarlarının en sevdiği deyimler
abayı yakmak:birine aşırı bir biçimde gönül vermek, tutulmak, âşık olmak.
- daha çok