• bugün (1)
  1. aşksızlığım küçültüyor beni
    korkum ve çirkinliğim utandırıyor beni
    gecikilmiş bir aşkı yaşamıya
    cinayet tek kurtuluşsa bir yanlışlıktan
    önce acıya direnmesini öğrenmeliyim

    eskitilmiş bir kurşunla kaplıyorum yüreğimi
    acıya ve aşka hazırlıyorum..

    zekai özger
  2. Sen eski bir sevda şiirisin.
    Bir koku var sende,
    Sıcak yaz akşamlarına mahsus.
    Ellerinde mi,
    Saçlarında mı,
    Gözlerinde mi
    Bilmem
    Bir koku var sende,
    Sıcak yaz akşamlarına mahsus.

    Muzaffer Tayyip uslu
  3. Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
    belini sarmayalı,
    gözünün içinde durmayalı,
    aklının aydınlığına sorular sormayalı,
    dokunmayalı sıcaklığına karnının.

    Yüz yıldır bekliyor beni
    bir şehirde bir kadın.

    Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
    Aynı daldan düşüp ayrıldık.
    Aramızda yüz yıllık zaman,
    yol yüz yıllık.

    Yüz yıldır alacakaranlıkta
    koşuyorum ardından.

    Nâzım Hikmet Ran
  4. Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;
    Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!

    Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
    Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

    Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
    Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

    Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
    Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

    Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
    Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.
  5. Rüzgarsız bir günde
    Kendisi isteyerek
    Düşüyor yaprak

    Nozawa Boncho
  6. Sevgileri yarınlara bıraktınız
    Çekingen, tutuk, saygılı.
    Bütün yakınlarınız
    Sizi yanlış tanıdı.

    Bitmeyen işler yüzünden
    (Siz böyle olsun istemezdiniz)
    Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
    Kalbinizi dolduran duygular
    Kalbinizde kaldı.

    Siz geniş zamanlar umuyordunuz
    Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
    Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
    Geçeceği aklınıza gelmezdi.

    Gizli bahçenizde
    Açan çiçekler vardı,
    Gecelerde ve yalnız.
    Vermeye az buldunuz
    Yahut vaktiniz olmadı.

    behçet necatigil
  7. Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
    Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
    Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
    Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
    Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
    Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
    Sende tattım yemişlerin cümlesini.

    Desem ki sen benim için,
    Hava kadar lazım,
    Ekmek kadar mübarek,
    Su gibi aziz bir şeysin;
    Nimettensin, nimettensin!
    Desem ki...
    inan bana sevgilim inan,
    Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    Ve soframda en eski şarap.
    Ben sende yaşıyorum,
    Sen bende hüküm sürmektesin.
    Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
    Günlerden sonra bir gün,
    Şayet sesimi farkedemezsen,
    Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
    Bil ki ölmüşüm.
    Fakat yine üzülme, müsterih ol;
    Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
    Ve neden sonra
    Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
    Hatırla ki mahşer günüdür
    Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

    cahit sıtkı tarancı
  8. Benim acımı şimdi en çok sen anlarsın
    Açıkta kalmış iki yarayız ayrıldık
    Nefret ettiklerimiz bile dokunaklı Sevmiyorum sözleri aşk itirafı

    Bırak artık yakamı terk edelim birbirimizi
    Şaka değil, işte buramdan taşıyor nefretim
    Tek ve yalnız olan nasıl ayrılsın parçalansın
    Ne ki aşk dediğin öfkeyle var göreceksin
    Aynı tohum ikisinde rengi farklı çiçeğin
    En çok söylenmeyen acıtır anladım

    Şu dünyanın içine dalamadık birlikte
    Sözün sonunu bulmadık, konuşmadık
    Sarılmadık birbirimize bir ve aynıydık
    Hiç olmadı bir bahçemiz sere serpe
    Açıkta kalmış iki yaraydık, karşılaştık
    Tuttuk kendimizi o yaradan kapattık
    Silinmiş yol izi mi attığımız her adım
    En çok söylenmeyen acıtır anladım

    Senden ne kaldı geriye işte birden yaşlandım
    Tam kapıyı açacaktım korkusuz bir adam ve karanlık
    Birdenbire aynada oldu bu ve o büyük korku
    Ben kendime böyle ne yaptım tanrım
    En çok söylenmeyen acıtır anladım

    Ey örtüsü bin yerinden parçalanmış gece
    Ve kavuşmayan gündüz, sense dilimde
    Birbirinize en yakın durduğunuz yerde
    Söylenmeyen ne varsa çekmeden dibe
    Sar günleri geceleri sar geri tanrım
    En çok söylenmeyen acıtır anladım


    Cevdet Karal
  9. Çocuk yavaş yavaş uzaklaştı yusufçuklar sokağından.
    Kendi yükümü bağlayıp,
    Hafif hayallerin şehrinden çıktım,
    Yüreğim yusufçuk gurbetiyle dolu.

    Ben dünya misafirliğine gittim.
    Ben sıkıntı ovasına,
    Ben irfan bağına,
    Ben bilim ışığının balkonuna gittim.
    Dinin basamaklarını çıktım.

    Şüphe sokağının sonuna kadar,
    Gönül doygunluğunun serin havasına,
    Islak sevda akşdıbına kadar.
    Ben birini görmeye gittim,
    Aşkın öbür ucuna
    Gittim, gittim kadına kadar,
    Lezzet ışığına kadar,
    Tutkunun sessizliğine,
    Yalnızlığın kanat sesine kadar.

    Sohrab Sepehri
  10. suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi
    günler -seni anımsadığım zaman-
    birden kurtuluş’tan taksim’e giden bir tramvay görüntüsü
    mavi bir elektrik çakımı tellerde
    sanki kar yağıyor da sürekli, tepebaşı’ndayız
    karlar gıcırdıyor ayaklarının altında
    besbelli gümüşsuyu’ndayız. rus lokantasındayız
    -ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz-
    şarap içmişiz, üşüyoruz
    ikimiz ikimiz ikimiz
    böyle birkaç defa ikimiz
    sonra ki bir fotoğrafa dönüşüyor her şey
    nasılsa
    sarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafa
    sahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben
    üşümüyorum da
    bende herkes var, diyen bir kızın titrek
    sesleri dökülüyor kucağıma
    dudaklarım kan mavisi bugün.

    Edip