Benim için Lilja 4-ever (2002) bunlardan biridir. Belki filmi izlerkenki ruh halim de yardımcı olmuştur fakat gece rüyama girecek kadar etkilemişti beni. Bir daha böyle filmler izlemeyeceğime dair söz verdim kendime.
fountain de bu filmlerden biridir. bunalım da değil aslında fakat izledikten sonra en çok düşündüğüm birkaç filmdendir desem daha doğru olur. aşk, ölüm, metafizik, ahlak. film hepsine değiniyor; aynı zamanda fantazya. aşkı ve ölümü bu kadar yakın tutan ve bunu başarılı bir biçimde yapan başka bir film izlediğimi hatırlamıyorum.
güz sonatı. bunalıma girmedim tabii ama ilk izlediğimde hüngür şakır ağladım. geçenlerde tekrar izledim, bu sefer daha mesafeli olurum düşüncesiyle. ilk izleyişte dikkat etmediğim yan hikayeleriyle hâlâ favorilerimde. sinematografik başarısı bir yana kurgusu ve senaryosuyla da tam bir başyapıt. anne charlotte ve kızı eva'nın arasındaki kırılgan ve gergin ilişki, anne-kız rollerini sahiplenememeleri çok içten anlatılmış. eva'nın çocuğunu kaybetmesi ve kocasının ona duyduğu sevgi dahil hiçbir sevginin gerçek olmadığını düşünmesi, aynı evin içinde çok sarsıcı bir yalnızlığı paylaşmalarına sebep oluyor. oysa viktor eva'yı ne çok seviyor.